Home , HABER ARŞİVİ , Genel Haberler , Bir cesaret nişanı, bir arınma anı

Bir cesaret nişanı, bir arınma anı

Fırat Demir, Ahmet Güntan’ın “kimsenin kimseye sarılmak istemediği ülkede” çıkan yeni romanı ‘Tam O Sırada.’yı Agos için yazdı: Sevdiğine dokunamadığın yalnızlık dünyası ile herkesin birbirinin özışığına göz diktiği vahşet dünyası arasında bir yerde, bir duygululuk inadı ya da bir nezaket anı gibi…

ahmet guntan
ahmet guntan

 

FIRAT DEMİR

[email protected]
Ahmet Güntan, mahkemesini kurdu; mahkeme, herkese ve her şeye kendi özünü sunabilecek bir adalet arıyor. Bu adalet anlayışının biricik ahlakı, bir kendilik ışığı, süzülüp sanıkların üzerine düşüyor. Şair Güntan’ın 2012 yılında çıkardığı ve tamamı diyaloglardan oluşan ilk romanı ‘Olanlık.’ı takip eden ve yine tümüyle diyaloglardan oluşan yeni romanı ‘Tam O Sırada.’, bu ışığın altında, bir hayatın dünyadaki onca şiddete rağmen elini haksızlıktan yana düşürmeyeceğine dair inancı sorguluyor.
Bu sorgu, hayatı ve ölümü anlamaya çalışan bir aklın sorgusu. Güntan, aklını binlerce parçaya bölüyor ve parçalar, rastgele birleşip temsili karakterlere dönüşüyor. Roman, 15-16 yaşlarındaki erkek çocukların karşılıklı konuşmaları üzerinden ilerliyor. Kendilik ışığı demiştik; bu ışık, hem karakterleri tekil kılıyor, hem de parıltısıyla kamaştırıp herkesin birbiri içerisine geçebileceği bir şaşkınlık anı yaratıyor. Kız Cengiz, Kara Murat, Melek Orhan, Çamur Timur, Çoban Hasan, Arı Tarık, Beket Şevket, Beygir Niyazi, Kirpi İsmail, Afrodit, Anlayıcı… Antik Yunan tragedyalarındaki arkaik sahne, Güntan tarafından yeniden, bir erkek yatılı okulu içerisine kuruluyor. Sahne, aynı zamanda soyut bir mahkemeyi ya da mahkeme de demeyelim, bir arınma anı için gereken karşılaşma zamanını temsil ediyor. Bu göksel alan içerisinde kişisel olanın yerini kutsal, kutsal olanın yerini kişisel alıyor. Keşfedişlerinin orta yerinde bir grup genç erkek, bazen bir meleğin, bazen bir suçlunun yüzü oluyor.

Roman, ilk olarak erkek bedenini ya da erkek olma halini sorguya çekiyor. Keza ‘Tam O Sırada.’nın öncülü ‘Olanlık.’ ile beliren izlek, dikkatle takip ediliyor. Bir güç ve iktidar toplamı olan erkeğin, ilk olarak kendi varlığı içerisinde içine düştüğü ikilikler, Güntan tarafından tek tek tespit ediliyor. Güntan, tıpkı Jean Genet gibi, ilk anlamıyla erkek erkeğe ilişkinin, homoseksüel ilişkinin çeper sınırını belirleyip, sonra bu sınır üzerinden başka bir çembere, cinsiyeti belirsizleşmiş ya da artık gerekliliğini yitirmiş iki bedenin olmalar haline sıçrıyor. Yani hem büyük bir tavır gösteriyor, hem de bu tavrın bağlayıcılığından da sıyrılıp, bir üst bakışa, sonsuz, sınırsız aşka ulaşmaya çalışıyor. Kimsenin kimseye sarılmak istemediği bu ülkede Güntan, yaşamak için birbirine gereksinen erkek ilişkilerini anlatarak büyük bir cesaret nişanını göğsünde taşıyor.
Toplum ve devlet alegorisi
Söz konusu aşkın öyle bembeyaz ve tertemiz olmadığını ‘Olanlık.’ ile göstermişti Güntan. ‘Olanlık.’, Parazit adında bir gencin, kendinden yaşça büyük bir grup erkekle özışığını paylaşmayı denerken ne kadar üzüldüğünü, yıprandığını, suça, hastalığa ve yalnızlığa yaklaştığını anlatıyordu. Yine de, ‘Olanlık.’, her şeye rağmen sevmeler olasılığının güzelliği üzerine, olma halinin gerçekliği üzerine bir romandı ve son noktada, insandan yana tavır alıyordu.

tamosirada
tamosirada

‘Tam O Sırada.’, bu tavrı daha da netleştiriyor. Çünkü tüm karakterler, 16 yaşından, olmalar halinin daimi başlangıcından konuşuyor. Bir ikilikler romanı ‘Tam O Sırada.’; bu gençler kendi kişilik damgalarını tutkuyla yaşarken, bir yandan da kendilerine ihanet etmek için yanıp tutuşuyorlar. Zaten romanın hareket alanını da bir ihanet belirliyor. Sesini hiç duymadığımız Kirpi İsmail’in işlediği “suç”, diğer karakterlerin harekete geçmesi demek oluyor. Yoksulluğun ve yalnızlığın simgesi olan Kirpi İsmail, arkadaşlarından çaldığı eşyaları bir ağaç kavuğunda biriktirip seyrederken; bir orta sınıf temsili olan Melek Orhan, kendi varlığını öne çıkarmak için önce meleklikten cayıyor, Kirpi İsmail’i okulun müdürüne şikayet ediyor. Sabah olunca disiplin kurulu karar verecek ve Kirpi İsmail’in kaderi belirlenecek. Geceyi gündüze bağlayan bu bekleyiş, roman boyunca küçük küçük mahkemelerle, sorgularla dolduruluyor. Kirpi İsmail’in haksızlığı ya da haksızlığı, bir yankı olup tüm karakterlere bir bir çarpıyor.
Bu yankılardan belki de hiç etkilenmeyen, daha doğrusu kendi duygusunu başkasının duygusuna göre belirlemeyen tek bir karakter var romanda; Kız Cengiz. Kız Cengiz, Ahmet Güntan’ın suç-aşk-adalet üçgeninin üzerinde baştan çıkarıcı bir melek olarak süzülüyor ve romanın bir diğer sorunsalını, aşkı temsil ediyor. Duygusal olduğu kadar toplumsal bir karakter de Kız Cengiz. Maskülenliğin, gücün ve konformizmin karşısında lirik bir isyan gibi dikiliyor. Kırılgan bir sevilme ihtiyacıyla Kız Cengiz, Beygir Niyazi ya da Kara Murat gibi eninde sonunda toplum tarafından onaylanacak özelliklere sahip diğer “erkek”lerden yalnızlığıyla ayrışıyor. Kız Cengiz’in bulamadığı aşk, toplumun üretemediği bir nezaket dili demek oluyor. Toplumsal rolleri çok iyi sembolize eden bu roman, ilkin erkek bedeni arasındaki çekişmeleri tanımlar gibi gözükse de, mesela Kız Cengiz’in varlığı sayesinde, topyekun bir ülkenin birbirine nasıl yaklaştığını, yakınlaştığını, dokunduğunu ya da dokunamadığını özetliyor.
Toplumsal dengeler ve rollere dair eleştiri, karakterlerin sıkıştığı mekan üzerinden de okunabiliyor. Yatılı okul, bir devlet alegorisine dönüşüyor. Çoban Hasan ve Arı Tarık’ın aradığı sade toplum ya da Beket Şevket’in nihilist yaklaşımı; her karakterin düşünce sistemi, büyük toplam olan devlet içerisindeki bir iletişim ağına denk düşüyor. Bu karakterlerin okuldan çıkıp hayata karışması demek, kafa karışıklıklarının ya da saf heyecanların bitip, sistemin sunduğu rollerin başlaması demek oluyor. Belki de bu yüzden, dışarı çıkmak istemeyen karakter, ölümü seçmek zorunda kalıyor.
Gecenin gündüze bağlanması, aydınlanma yerine, daha da karanlık bir manzarayı belirtiyor. Bu genç karakterlerin içlerinde yanmakta olan ihanet arzusu, somut karşılığını buluyor ve roman, ödenmesi gereken kimi bedellerin dökümüyle sonlanıyor. Roman boyunca müphem bir arzu nesnesi olarak beliren Afrodit ise, ‘Tam O Sırada.’nın cesur ve yüksek tonunu nihai noktasına taşıyor. Güntan, ince ince ördüğü eleştiriyi büyük bir gürültüyle tamamlıyor. Başlangıçlar çağındaki bu gençler, bize en çok sonumuzu gösterir oluyor. Mahkemenin suçsuzuysa, yine aşk oluyor. Ahmet Güntan’ın sürekli değindiği sevme olasılığının bir toplamı olan Kız Cengiz, kendilik ışığını aşka, saf olana yansıtmayı seçiyor. Güntan, kendi elleriyle kurduğu sahneyi yine kendi elleriyle sökerken, tavrının insandan yana olduğunu tekrar kulağımıza fısıldıyor.

ahmet guntan
ahmet guntan

Ahmet Güntan’ın ‘Tam O Sırada.’sı, sevdiğine dokunamadığın, dokunmaya kıyamadığın yalnızlık dünyası ile herkesin birbirini eskittiği, birbirinin özışığına göz diktiği vahşet dünyası arasında bir yerde, bir duygululuk inadı ya da bir nezaket anı gibi yükseliyor.

İlginizi çekebilir...

İbrahim Çoban (Atakan Mahir)

HPG komutanı Çoban, Elbistan’ın Aktil köyünde son yolculuğuna uğurlandı

Dersim’de 11 Ağustos günü şehit düşen HPG komutanlarından İbrahim Çoban (Atakan Mahir), dün Elbistan’ın Aktil ...