Home , HABER ARŞİVİ , Genel Haberler , Ölüm Silahı, Silahların Ölümünden Yeğdir

Ölüm Silahı, Silahların Ölümünden Yeğdir

Ölüm Silahı, Silahların Ölümünden Yeğdir 1
Ölüm Silahı, Silahların Ölümünden Yeğdir 1

Ali Pınarbaşı
31 Mart 2015, Çağlayan, İstanbul… Acı ve mağrur tarihimizde yerini aldı. Sözler ağzımızdan bir kez daha zorla çıkıyor. Buna rağmen ağıdımız kederle dilimize geliyor; sözden çok çaresiz bedenimizin uzantısı olarak.
Şiddet var bu topraklarda ve ezen-ezilen ayrımının olduğu bütün toplumlarda. Berkin’i öldüren devletin “meşru” şiddeti ve buna karşı parlayıp sönen karşı-şiddet. Devleti ve devletin şiddetini kanıksayanlar için, devletin karşısındakiler olsa olsa, kötüleyici bir ifade olarak, “teröristtir”. Devletin şiddetini kanıksamadığını ifade eden cin fikirliler için hem devlet hem de karşı-şiddet sahibi “teröristtir”. Onun için şiddet söz konusu oldu mu, kimin haklı olduğunun önemi yoktur.

Ölmeseler de olur muydu?
Genç devrimciler şiddetin varlığının farkında olarak gittiler ölüme. “Başka bir dünya mümkün” sözünün verdiği konfora sığınamayacaklarını biliyorlardı.
Şiddetsiz bir dünya yok. Ölümsüz bir dünya yok. İslamsız bir Ortadoğu yok. Fakir ve cahil halksız bir Anadolu yok. Nükleer bombasız bir emperyalizm yok.
Dünya işte olanca hainliği, sinmişliği ile şimdi burada. Aynı dünyada, cesaret, inanç, direnç ve onur da var. Oysa arsızca başka dünya arayanlar için ne biri var ne diğeri. Onlar için sadece kendilerini huzur içinde hayal ettikleri bir dünya var.
Başka bir dünya mümkün diyen liberal solcunun sınırlara sığmayan, uçup kaçan hayali ile bu başka dünyanın ağırbaşlı teknik analizini yapıp “olur” veren Aydınlanmacı solcu aynı evrendeler. Onlar için inanç, direnç, bedel bu evrenin içine alamayacağı, yabancı duygular. Bedel ödeyen ve ödetenler, kan ve can verenler ya meczup ya da hesap bilmeyen cahiller. Bir yandan yine cahil, avam, irrasyonel gördükleri devletin hükmü sürerken!..
Bu tür “söz” ve hayaller üzerine dünya kuranlar için Berkin’i öldüren devletin şiddeti kınanmalıdır. Devlet “ölçüsüz” şiddete başvurmuştu. Ne gerek vardı? Devlete karşı şiddete başvuranların şiddeti ise kınanmaktan öte, irkiltici, günlük akıla, sağduyuya aykırı geliyordu. Böylece devletin şiddeti uygun ayarlandığında doğal karşılanıyordu. “Söz” erbabı solcu, örneğin Stalin şiddetini de kınıyor. Stalin “başka bir dünya mümkün” diyerek yola çıksaydı keşke! Kimin tarihsel olarak nereye düştüğü anlamsızlaşıyor şiddet söz konusu olunca…
Şiddetin söz konusu olmadığı gerçek bir politik moment yoktur!
Ağır gerçeğimiz karşısında söz söylemek yük olsa da, sözlerin bedenin kontrol edilemez isyanından taşanlar olduğunu bilerek bir kez daha söyleyeceğiz sözün acizliğini.

“Halkımızı seviyoruz”
Bu sözler çıktı ağızlarından son anlarında. En iyi ihtimalle, “Oğlum, ödediğin bedelle kalırsın, savundukların seni satar” diyen ana babalarıydı bu halk. Onlara, “teröristler, Allah cezalarını vermiş” diyenlerdi halk.
“Yazık olmuş, okuyup iş güç sahibi olsalardı” diyenler… MİT ajanı diyenler… Vatan haini diyenler… Allahsız diyenler… Kandırılmış diyenler…
“Halkımızı seviyoruz” dediler en son. Buna inanarak gittiler ölüme. Bu dünyanın hainliği, ezilmişliği, köleleştirilmişliği karşısında ve bunlara rağmen duydukları umuttu sevdikleri şey. Biliyorlardı ki, sadece bu hain, ezilmiş, satılmış “maddi gerçek” vardı ellerinde.
Halka kuşkuyla ve uzaklardan bakan, onun ancak eğitimle adam edileceğine güya inanan akıllı ve konforlu solcuya göre kendilerini kandırmaktı bu “sevgi”. Halk sevilmeyecek cahil, kaba, hain ve düşkündü.
Oysa bu akıllı solcu, bedel ödeyen devrimciye göre idealist bir dünyadadır. Düşkün halk ideali ya da aydınlanmış halk ideali… Bu iki madde formu akıllı ve konformist solcu için aynı dünyada olamaz. Dolayısıyla bu dünya reddedilmeli ve başka bir dünya hayal edilmelidir ona göre. “Halkını seven” devrimci ise aynı anda çelişkileriyle var olan bu halk maddesini hissedip sahipleniyor. Materyalist olan budur.

Destanımızda yalnız onların maceraları vardır
Haini, düşkünü, akıllısı, masumu “sözlerini” esirgemedi.
Sosyal demokrat Halk Tv, “teröristler” alt yazısı ile verdi. Şiddetin sahibi kim, sorgulamadan, ezberini etti. Belki yıllar sonra, politik an tarihe havale olduğunda romantizmden payını alacaktır.
Rahatına düşkün anarşist Gün Zileli eylemi yanlış bulduğunu, “örgüt taraftarlarının eleştiri yapacak cesareti kendilerinde bulacaklarını” ümit etti. Böylece medeni bir demokratlık vaaz ederek herkesi akla davet etti. Devlet karşısında akıl gerek önce, değil mi ama?..
2001 Ölüm oruçlarında olduğu gibi şiddetten irkilenler, ama ifade etme cesaretinden yoksun olanlar, soğuk bir habercilik dili ile katlandılar gerçeğe: “Çağlayan’da operasyon: Polis DHKC’lileri öldürdü.” Ya da onlar için ölenler, “iki genç”ten ibaretti. (haber.sol.org.tr)
Yeminli düşman Perinçek, “terörist saldırıyı kınadı”.
Kürt gençlik hareketi ise, daha düne kadar kanlı bıçaklı olduğu bir örgüt için devrimci dayanışma ve hesap sorma sözü verdi.
***

Evet, ölüm silahı silahların ölümünden yeğdir, Marx’ın bir sözüne atıf ile: “Silahların eleştirisi, eleştiri silahından yeğdir”.
Marx’ın ifade ettiği, madde formlarından eylem ve düşüncenin arasında ayrım ve hiyerarşi olduğu. Eylem, ontolojik gerçek belirleyicidir. Beden hakimdir. Elinde silahı olan için anlaşılabilir bir söz… Elinde silahı olmayan ise ancak çıplak bedenini silah yapıyor. Bedenden ayrı olan eldeki silah pozitif ve teknik bir anlam taşıyor. Uçaktan atılan bombanın, çıplak elle uygulanan şiddete göre daha az trajik gelmesi gibi, eldeki silah, bedenin silaha dönüşmesi karşısında sağduyuya kabul edilebilir geliyor. Bedenin silah olması midelere sancı verecek cinsten bir akıl dışılık, dehşet, irkilti yaratıyor. Bu momentte, eylem belirleyici olsa da eylemi mümkün kılan inanç, cesaret önsel.
Buna, söz demeyeceğiz. Bedeni ölüme yatırmak nihilizmi çağrıştırsa da doğası tam tersi: Bedeni doğaya, topluma hükmeden bir silaha (özneye) dönüştürmek. Elbette, eleştiri silahını gerçek sananların akıl dışı bulacağı bir dünya bu.
“Birden ağlamaklı olur bahçe / Karşıda duvar dibinde / Üç kök gece sefası / Üç kök hercai menekşe”
Üç kök hercai menekşe bize duvar dibinin de çiçeklenebileceğini hatırlattı. Kendini unutmuş, ezenlerin koyduğu kurallar içinde korunaklı hayatlarını yaşayan gafilleri ürpertti. Bu düzenin sürmeyebileceğini hissettiler. Sözlerinin düzenin çarkına su taşıdığını hissettiler belki de.

Teori ve Politika
İletişim

twitter.com/teorivepolitika
[email protected]
www.teorivepolitika.net
https://tr-tr.facebook.com/pages/Teori-ve-Politika-Dergisi-Okurlar%C4%B1/132076080156059

Adres

Meşrutiyet Caddesi No: 11/18 Kızılay/ANKARA

TEL: 0212 2443408

0312 4182120

0537 4804161

İlginizi çekebilir...

İbrahim Çoban (Atakan Mahir)

HPG komutanı Çoban, Elbistan’ın Aktil köyünde son yolculuğuna uğurlandı

Dersim’de 11 Ağustos günü şehit düşen HPG komutanlarından İbrahim Çoban (Atakan Mahir), dün Elbistan’ın Aktil ...