“PKK’yi terör örgütü olarak görmüyorum”

“PKK’yi terör örgütü olarak görmüyorum”

Karadeniz’in en güzel illerinden birisi Ordu’dur. Hep sevmişimdir. Özlemişimdir. Yeşilini, güzel insanını ve dar sokaklarını. Pazar yerleri ise unutulmaz bir renk cümbüşü olarak aklımda kaldı. Köylü kadınların getirdikleri katıklar ve meyvelerin tadıdır halen damağımın aradığı.

Boztepe’den ufka bakmanın ayrıcalığını yaşamış biri olarak lise yıllarım orada geçti. Ordu Lisesini bitmek gibi bir ayrıcalığım olduğunu düşünürüm. Selami gibi, Seyit gibi… İlk gözaltına on altı yaşımda orada alındım. Efirli Cezaevinde kaldığımız günler dün gibi aklımda. Olgun, Bahri, Selahattin…

Türkiye’nin her güzel şehri gibi Ordu’da sürgün illeri arasında sayılıyordu. Memurların çoğu çeşitli nedenle sürgüne gönderilmiş kesimden oluşuyordu. Marmaris, Fetiye gibi yerlerin sürgün yeri sayılması gibi. Ordu, göçertilmiş, zorunlu oturuma tabi tutulmuş insanların buluştukları bir meskendi. Özellikle de siyasi suçlardan dolayı kovuşturmaya tabi kalmış olan birçok memur soluğu sürgünde –Ordu’da- alıyordu. Devletin toplama kampı gibiydi…

Cezaevinde kalmış hüküm giymişlerin de mecburi ikamete tabi tutuldukları, aldıkları hüküm miktarına göre sürgünde kaldıkları yıllardı, yerlerdi. 1986 yılına kadar bu sürdü.  Özal iktidarı döneminde yapılan yeni düzenlemelerle kaldırıldı.

Hangi akla hizmet bilinmez Ordu’da öyle bir yerdi. Şehirdi… Devletin gözünde cezalandırılma merkeziydi.

Biz sürgün değildik tabi. Ticaretle uğraşan bir ailenin parçası olarak oradaydık. Amcamın, tekstil üzerine toptan satış yapan bir mağazası vardı. Akşam üstü memurlar işlerinden çıktıktan sonra orada toplaşırlardı.

Özellikle şehrin yerlisi olmayan devlet erkanının buluşma merkezi gibiydi. Vali’den, emniyet müdürlerine, ağır cezadan, sulh, asliye mahkemesi hakimlerine kadar herkes bir şekliyle gelir oturur sohbet ederlerdi. Zaman geçirirlerdi.

Onların geldiği yer tabii ki onlardan beklenti içinde olan kesimlerin de oraya doluşmasına vesile olurdu. Kimi samimiyetlerinden uğrardı. Lakin ağırlıklı bir kesim yalancı, yalaka ve işini hallettirmek isteyen adamlardan oluşurdu.

Duruşlarından, sözlerinden samimiyetsizliğin resmi akardı.

İzlerdim…

Hissederdim…

Bazen onlar yerine utanırdım… Onlar utanmazdı…

Erdal İnönü’nün SHP Genel başkanı, Ertuğrul Günay Ordu Milletvekili adayı olduğu günlerdi. 1986-87 yılları olması çok muhtemeldi. Herkes mağazaya doluşmuş sohbete dalmışken, Ordulu yerli bir esnaf amcama dönüp sordu. „… söyle bakalım siz niye solcusunuz“ Amcam her zamanki rahatlığıyla „İşte öyle“ dedi.

Amcamın solculuğu İnönü’ye, zamanın SHP’sine oy vermekten ibaretti.

Adam suç üstü yapmış gibi tekrarlayıp duruyordu „Hadi söyle söyle, siz neden solcusunuz“, amcam da tekrarlayıp duruyordu. „İşte öyleyiz“

Adam oradakilere dönüp „bakım işte bunlar kör neden solcu olduklarını dahi bilecek durumda değiller, körü körüne solcu bunlar“ dedi.

Suratındaki çirkinliği şimdiki gibi hatırlıyorum.

Dayanamadım. Elimdeki metreye basarak „Bak sen neden sağcı olduğunu anlatırken kimse sana bir şey demedi, seni dinliyorlar, şimdi ben burada neden solcu olduğumuzu söylersem bu sofrada yemeğimizi yiyen, çayımızı kaffemizi içen bu adamlar beni içeri atmakla kalmaz, üstüne üstelik bir güzelde sopa atarlar.“ dedim… Ortam soğudu, sessizleşti… Ağır Ceza Reisi Ahmet abinin gülme sesine kadar…  O güldü, herkes onunla birlikte güldü…

“Şükrü haklı“ dedi… Ortam yatıştı…

Devletin sopasının arkasına saklanmış kimliksiz ve kişiliksizler bir tas fazladan yal için soruyorlar…

Neden…

„Neden“ sorusunun cevabı var bizde efendiler… Hem de iliklerimize kadar hissederek biliyoruz nedenlerini… Nedenlerimizi…

Sizi de tanıyoruz…

Bugünde aynı çirkinlikle soruyorlar „PKK‘yi terör örgütü olarak görüyor musunuz?“. Soranın alkışlandığı, yalının artırıldığı günümüzde, bunun cevabını verenin neye maruz kalacağını herkes tahmin ediyor.

Biliyor…

Tahir Elçi…

Katil günlerin ve aşağılık insanların etrafında güneşin yalanla sıvanmaya çalışıldığı şu günlerde açıkça söylemek lazım “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir terör yapılanmasıdır.” Kurulduğu günden bu yana, geçmişin de mirasını sahiplenerek bir katiller organizasyonu olarak çalıştı, günümüze de öyle geldi.

Hakları, inançları, insanları yüzlerce kez tekrar tekrar işkenceden geçirdi. Sürgüne gönderdi. Katletti. Soykırım uyguladı. Çetelesi tutulamayacak kadar insanlara günlük olarak zülüm etti. Askerde bile dayak atmadan kimseyi geri göndermedi evine… Her genç çocuk bir asker anısı ile korkutuldu.

İnsan hakları ihlallerini, kadın cinayetlerini sıradanlaştırılmış kötülüklerini bir yana bırakarak, toplu katliamlarından bazılarını şöyle sıralayabiliriz;

1920 Koçgiri Alevi Kürt katliamını organze etti. 1924 Kürt katliamı yapıp, Dersim Milletvekili Hasan Hayriyi meclisin bahçesinde, Şex Sait ve arkadaşlarını Diyarbakır meydanında astı. 1926 Ağrı katliamı. 1927 İkinci Ağrı katliamı. 1929  Zilan katliamı. Zilan’da kadın çocuk, yaşlı genç demeden kan akıttı. 1929 Tendürek katliamı. 1930 Üçüncü Ağrı katliamı. 1938 Erzincan Zine Gediği 1938 Dersim’de zehirli gazla “fareler gibi” mağaralarda insanları zehirledi. Kurşuna dizdi. Sürgünlere yolladı. Dersimin asil kadınları uçurumlardan ellerine geçmemek için intihar etti. 1966 Ortaca –Muğla- Saldırısı. 1968 Hekimhan –Malatya- Saldırısı. 1967 Elbistan’ı kana buladı. 1978 Malatya. 1978 Maraş. 1980 Çorum. 1980-83 Diyarbakır zindanı. 1993 Sivas Madımak katliamı. 1995 Gazi/İstanbul Katliamı. 1995 Ümraniye/İstanbul. 2013 Gezi Direnişi katliamı……..

Tüm bu katliamlar neden yapıldıysa, bugün zevkten dört köşe olmuş şekilde Kürt öldürenlerin yürütmüş olduğu soykırım hareketi de aynı nedenlerle yapılmaktadır. Dün öldürmenin adı, gerekçesi başkaydı, bugün başka…

Amaç aynı.

Bu topraklarda farklı olanı, Alevi’yi, Ezidi’yi, Hristiyan’ı, Kürdü, Asuri’yi, Çerkez’i, Laz’ı, Rum’u, Ermeni’yi, Arap’ı … bitirmek. Soykırım konusunda tecrübe edenmiş ve bunun hesabını vermemiş bir terör yapılanması olarak Türkiye Cumhuriyeti ile bugün karşı karşıyayız.

Türk-İslam kimliği ile örülmüş, örgütlenmiş ülkeyi, Ortadoğu’daki cihaist terör yapılarının üstlenme alanına çeviren ve dünyanın başına bela etmiş olan bu yapının karşısında durmak insani bir görev ve sorumluktur.

Onun içindir ki; ülkemizde demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren güçler insanlığa karşı sorumluluk yüklenmiş, mafya düzenine kafa turmuş kahramanlar olarak aramızdadırlar. Onların yüzü hürmetine bizi biz yapan değerlerimiz halen tüketilememiştir.

Hüseyin aşkına bugüne geldiğimiz gibi, devrimci demokrat ve demokrasi mücadelesi veren insanların varlığında varız. Bitirilemedik…

Onun içindir ki; tüm devrimci demokrat ve demokrasi mücadelesi veren güçler gibi PKK bir neden değil, sonuçtur. Kötülüklere karşı direnmek isteyenlerin arayışları sonrasında ortaya çıkmıştır. Nasıl ki geçmiş yıllarda başka başka isimlerle ezilenlerin mücadelesi kendisini ifade etmişse, Türkiye Cumhuriyeti terör devletine karşıda halklar kendilerini bügün PKK olarak ifade etmektedirler.

Katillere karşı kendini, mahallesini, kimliğini, inancını korumaktadır, savunmaktadır.

Devletin beslemesi çete üyeleri arkasına sığındıkları katillerle birlikte soruyorlar “PKK’yi terör örgütü olarak görüyor musun?” diye.

Kısadan hisse “Hayır, PKK’yi bir terör örgütü olarak görmüyorum”. Aksine devlet terörüne karşı bir insan hakları savunucusu olduğunu söyleyebilirim.

Aşk ile hak için…

 

İlginizi çekebilir...

seyh

Tarikattan “o bizden değil” açıklaması

Sanırım hatırlamıyorsunuz. Benim ise hep gözümün önünde. Umre’den dönen beyaz sakallı adamı karşılarken binlerce insanın …